analitik psikoloji


Eğitim ve Psikoloji Sözlüğü
1. Başlangıçta Freud’a ve onun kuramına yakın olan C. G. Jung’un daha sonra Freud ve kuramından uzaklaşarak geliştirdiği kişisel bilinçdışıbilinçdışıkişisel bilinçdışıbilinçdışı, ortak bilinçdışıbilinçdışıortak bilinçdışıbilinçdışı, ilkörnekler, benlikBenlik ve benzeri kavramlarla oluşturduğu en zengin psikodinamik kişilikkişilik kuramı; çözümsel ruhbilimruhbilim. Freud’un görüşlerinden çok etkilenmiş olmakla birlikte, psikanalizle ilişkisinin başlarında bile kendi geliştirdiği kavramlarla çalışmaya başlayan Jung, tüm zihinselzihinsel etkinliklere ruhruh (pisyche) adını vermiştir. Ona göre ruhruh, birbirinden ayrı; ama birbiriyle bağlantılı dinamikdinamik yapılardan oluşan bir sistemdir. Kişiliği oluşturan sistemleri ise Jung, “benlikBenlik, kişisel bilinçdışıbilinçdışıkişisel bilinçdışıbilinçdışı, ortak bilinçdışıbilinçdışıortak bilinçdışıbilinçdışı, personaPersona, animaanima, animus ve gölge” olarak belirlemiştir. Freud’un benlikBenlik (egoego) kavramını benimsemiş olsa da Jung’a göre benlikBenlik, kişiliğin bütünleştirici gücü olan; algıalgı, bilinçli anıanı, düşüncedüşünce ve duyguduygu öğelerinden oluşan; kimlikKimlik duygusunu oluşturan ve kimliğe süreklilikSüreklilik kazandıran; yani bilen, isteyen bölümüdür. Ancak, benlikBenlik, dinamikdinamik bir sistemSistem olan ruhruh okyanusunun yalnızca yüzeyini oluşturuyor. Bu yüzeyin hemen altında kişisel bilinçdışıbilinçdışıkişisel bilinçdışıbilinçdışı bulunuyor. Freudcu psikanalizpsikanaliz, bilinçdışını öznenin bilincinde olmadığı etkinlikleri; itilmiş, unutulmuş, bastırılmış yaşantıları içeren, yalnızca özneye özgü olan yapıyapı olarak tanımlarken Jung, derinde ortak (ırksal, kolektif) bilinçdışının var olduğunu ileri sürmüştür. Bireyin ruhsalruhsal yapısının temelini insanlığın geçmişinin örtülü anılarını, tarih boyunca geçirdiği evrimin yapılaşmış izlerini taşıyan bu katı, ortak bilinçdışıbilinçdışıortak bilinçdışıbilinçdışı oluşturuyor. Bireyüstü olan bu bilinçdışıbilinçdışı, bütün insanlarda ortaktır. Daha bilinç oluşmadan, ortak bilinçdışında birtakım algılamaalgılama, kavramaKavrama biçimleri olan ilkörnekler (arketipler) bulunuyor. İlkörnekler, çağlar boyu yaşanagelen doğumdoğum, beslenme, eş bulma, tehlikeye karşı savunmasavunma, ölüm yaşantılarının sonucunda oluşmuştur. Binlerce yıl öncesiyle ilgili bir işaret, bir ilkörnekilkörnek, bugünün insanlarının düşlerinde görülebiliyor. Yeni doğan bir bebek, binlerce yılda oluşan anne imgesini (anne arketipini) kendi ortak bilinçdışında taşıyor ve kendi annesini bu anne imgesinin yardımıyla algılayabiliyor. Bireysel yaşantılar, bir dere yatağına benzeyen bu ilk örneklerin içinde akıyor. Analitik psikolojiye göre uygarlaşma, bireyle toplumtoplum arasındaki uzlaşıyla gerçekleşiyor. Kişi, öbür kişiler üzerinde belli bir etkietki yaratmak ve çoğu kez kendi gerçekgerçek özelliklerini göstermemek için kendine toplumsal bir olguOlgu olarak bir personaPersona (maske) oluşturuyor ve onu yüzüne takıyor. Bu maske ona toplumtoplum tarafından veriliyor. PersonaPersona, kişilikten ayrı bir yapıdır. Kişiliğin parçaları arasında bir de insanın fizyolojik ve ruhsalruhsal yönden iki cinsin özelliklerini taşımasından kaynaklanan animaanima ve animus ilkörnekleri vardır. Animaanima, erkeğin bilinçdışındaki kadın ilkörneği; animus da kadının bilinçdışındaki erkek ilkörneğidir. Animanın, sürekli genç kadın görüntüsü, güçlülük, iyilik, saflık ve soyluluk gibi özelliklerinin yanında, büyücülük, ayartıcılık gibi birtakım karanlık, değişmez özellikleri de bulunuyor. Animaanima ve animus etkisiyle kimi zamanzaman yanlış anlamalar ve uyumsuzluklar da ortaya çıkabiliyor. Örneğin, eşinde kadının idealize edilmiş imgesini arayan erkek, gerçekle idealideal arasındaki farkı göremediği için, bu ikisinin özdeşözdeş olmadığını anladığında büyük bir düş kırıklığıdüş kırıklığı yaşıyor. Kişinin uyumuyum sağlaması, mutlu olması, ırksal bilinçdışıistekleriyle dış dünyadış dünya gereksinimlerinin uzlaşmasına bağlı bulunuyor. Kişiliğin gölge Gölge (shadow) adlı yanı ise, insanın evrimine karşın bugüne dek getirdiği bilinçdışındaki dizginlenmesi zor, hayvansı, ilkelilkel niteliklerini yansıtan içgüdülerdir. Kişideki günah kavramı, gölge ilkörneğinden kaynaklanıyor. Gölge, dış dünyada şeytan ya da düşman olarak algılanıyor. İnsanın öfkelenip istenmeyen bir şey yaptığı zamanzaman, “Kendimde değildim.” diye açıkladığı davranışını yaptıran, gölgedir. Gölge, idealideal kişilikle, toplumtoplum kurallarıyla uyuşmayan istekistek ve duygulardır. O nedenle toplumun onaylamadığı düşüncedüşünce, duyguduygu ve eylemlerin bilince çıkışından gölge sorumludur. Ancak, bunların çoğunu, öbür insanlardan gizlemek için personaPersona bilinçdışına itmeye çalışıyor. Kişiliğe üç boyutlu niteliği, gölge kazandırıyor ve onu bütünleştiriyor. Gölge bunu canlı, tutkulu içgüdüleriyle yapıyor. Gölgeyi bastırmak, sürekli geri itmek, kimi zamanzaman tehlike yaratabiliyor; biriken enerjiyle benliğe sızıp kişiliğe egemenegemen olarak onu yıkabiliyor. Jung, kişiliği oluşturan sistemlerin en çok benlikBenlik öğesine önem vermiştir. Ona göre kişiliğin odağıkişiliğin odağı olan benlikBenlik, açık mistik niteliklere sahiptir. İnsan yaratılışının biricik olan yanını canlı, cansız maddeyle, evrenle ilişkili bütün yönlerini benlikBenlik oluşturuyor. Daire, tekerlek, dört köşe ve benzerleri, benliğin simgeleridir. Ortak bir merkezleri olan bu figürlere Jung, Doğu düşüncesinde bir merkez çevresindeki bütünün simgesi sayılan ve büyülü çember anlamına gelen mandalaMandala adını vermiştir. Düşlerde benliği bir ilkörnekilkörnek olarak çoğunlukla çocukçocuk figürü simgeliyor. Jung, hastalarının düşlerinde çok sık rastladığı bu mandalaların, onları rahatlattıklarını gördüğünü belirtiyor. Aşağıdaki şemaşema, Jung’un kişilikkişilik kuramının bir özeti gibidir. Analitik psikolojiye göre kişilikte bir de dışa dönüklük (extraversion) ve içe dönüklük (intraversion) olarak iki yapıyapı bulunuyor. Dışa dönük tutumtutum, insanı kendi dışındaki nesnel dünyaya yöneltiyor. İçedönük tutumtutum ise insanı kendi içine; öznelÖznel, mistik dünyasına döndürüyor. Bu iki tutumtutum, her insanda farklı derecelerde izleniyor. Kimi zamanzaman, bunlardan biri ötekine baskınbaskın çıkıyor. Örneğin, benlikBenlik, fazla dışa dönük olunca, kişisel bilinçdışıbilinçdışıkişisel bilinçdışıbilinçdışı içedönük oluyor. Hermann Roschach, benimsediği bu iki kavramı daha sonra, kişiğin değerlendirilmesinde yaygın biçimde kullanmıştır. Kişiliğin Dört İşlevi: Analitik psikolojiye göre düşüncedüşünce, duyguduygu, duyuduyu ve sezgisezgi olarak kişiliğin dört işlevikişiliğin dört işlevi vardır. Düşüncedüşünce, insanın dünyayı, doğayı ve kendini anlamasını sağlıyor. İnsan, olumlu ya da olumsuz değerlere varmayı; korkukorku, üzüntüÜzüntü, sevgisevgi ve sevinci yaşamayı duygularla gerçekleştiriyor. Dünyadaki elle tutulur veriler, algısal (gerçekçi) olan duyularla değerlendiriliyor. Kuru gerçekleri aşabilmek, mistik yaşantılara erişebilmek de somutSomut olayların ötesine, bilinçdışıbilinçdışı süreçlere gidebilen sezgisezgi (bilinçsiz algıalgı) ile başarılıyor. Her insanda farklı derecelerde olan bu dört işlevden biri, öbürlerine baskınbaskın çıkabiliyor. En gelişmiş işlevişlev üstün işlevişlevüstün işlevişlev; en az gelişmiş, bastırılmış ya da bilinçdışıbilinçdışı edilmiş olan da zayıf işlevdir. İnsanı yalnızca yaşamyaşam enerjisi (libidolibido) denilen güç güdüyor. Ancak, Freud’un ileri sürdüğü görüşün tersine cinsellikcinsellik, yaşamyaşam enerjisinin ortaya çıkış biçimlerinden yalnızca biridir. Yok edilemeyen bu enerjienerji, her insanda farklı; ama belirli derecelerde bulunuyor. Bu enerjinin birincilbirincil amacı, kişinin yaşamını ve soyunu sürdürmektir. Jung, Freud’un saldırgan ve cinselcinsel içgüdülerini, bu birincilbirincil amacın altında toplamıştır. Enerjinin birincilbirincil belirişi, doğuşta var olan biyolojikbiyolojik içgüdülerdir. Bu enerjienerji, önce var olmak için doyurulması gereken içgüdülere harcanıyor; arta kalanı da kültürel ve manevi uğraşlarda kullanılıyor. Daha sonra Maslow da Jung gibi, temel gereksinimler doyurulmadıkça, insanın daha yüksek düzeydeki amaçlara yönelemeyeceğini ileri sürmüştür. Jung, enerjinin ikincilikincil amacı olarak açıkladığı düşüncesiyle, Freud’un yüceltmeyüceltme kavramını da yeni bir açıdan ele almıştır. Freud, kişiliği çocuklukçocukluk yıllarının tanımladığını öne sürmüşken Jung, geçmiş yaşantıları önemsemekle birlikte, insanın içinde bulunduğu anki durumunun ve geleceğe yönelik amaçlarının da önemli olduğunu vurgulamıştır. Ona göre insan, her anan ileriye, kendini gerçekleştirmeye ve tamamlamaya çabalıyor. Tutumtutum ve işlevlerini ayrıştırabilmek, bunları en uyumlu biçimde birleştirerek kişilikkişilik bütünlüğü, benlikBenlik kazanmak, insanın temel amacıdır. Freud’un dediği gibi her şey önceden belirlenmemiştir. Belirleyici olan, ereklerdir. Erekler, insanın bugünkü kişiliğini, geleceğine karşı beslediği umutları, amaçları, ülküleri de etkiliyor. Jung’un bu görüşüne karşı kimi psikanalistler, amaçların, umutUmut ve ülkülerin köklerinin de geçmişte yatmakta olduğunu savundular. Analitik psikolojipsikolojianalitik psikolojipsikoloji, gelişimgelişim sürecini ayrıntılarıyla ele almamakla da klasik psikanalitikPsikanalitik kuramdan ayrılmıştır. Ona göre insanın her dönemine dağılabilecek bir sürekliliğe sahip olan gelişimgelişim, ileri doğru gerçekleşmelidir. Bilinçli olan benlikBenlik, hem dış beklentilere uyabilmeli hem de bilinçdışının gereksinimlerini doyurabilmelidir. Ancak, enerjinin kimi koşullarda dıştaki uğraş ve değerlere yönelmesi engellendiğinde gerilemegerileme izleniyor. O zamanzaman enerjienerji, içe dönerek bilinçdışına akıyor; yani nesnel benlikBenlik değerlerinin yerini öznelÖznel değerler alıyor. Bu durumdurum, hastalıklı belirtilere yol açabildiği gibi, insanın bir atılımatılım yapmasına da olanak sağlayabiliyor. Gerileyen benlikBenlik, o güne dek bilincine varmadığı iç zenginliklerini sezerek gelişimini engelleyen güçleri yenebiliyor. Analitik psikolojinin bir diğer önemli kavramı, simgeleştirmedir. Simgesimge, bir yandan, engellenmiş bir içgüdüyü doyurmayı amaçlıyor; öte yandan da bir ilkörneği belirleme işlevini yerine getiriyor. Biriken enerjienerji (gerginlik), simgesimge aracılığı ile giderildiğine göre, bu yolla insanlık, her geçen gün, daha üst düzeyde simgesel boşalma yolları bulabilecek demektir. Jung, bilinçdışının niteliğini araştırmaya girişince orada mitoslar, mistik düşünceler ve simgelerle karşılaştı. Bunun üzerine Batı toplumları dışındaki toplumların yaşamı algılayışlarıyla ilgilenmeye başladı. Afrika’dan Hindistan’a dek birçok ülkede araştırmaaraştırma yaptı. Psikolojipsikoloji ve dindin arasındaki bağlantı, simya, Doğu düşüncesi gibi konular üzerine yazılar yazdı. Batı düşüncesinin dışadönük; doğu düşüncesinin de içedönük olduğuna dikkatdikkat çekti. Jung’un analitik psikolojipsikolojianalitik psikolojipsikoloji okulu ve geliştirmiş olduğu psikoterapipsikoterapi yöntemleri, özellikle ABD’de ilgiilgi gördü. Sözcük çağrışımısözcük çağrışımı testi, yaygın biçimde uygulanmaya başladı. Jung bu testi, hastalarının kişilikkişilik karmaşalarını açığa çıkarmak amacıyla bir tedavitedavi ve tanıtanı aracı olarak geliştirdi. Sözcük çağrışımısözcük çağrışımı işleminde hastaya bir sözcüksözcük listesi okunuyor ve hastaHasta her sözcüğe, aklına ilk gelen sözcüksözcük ile karşılık veriyor. Jung, her sözcüğe karşılık verme zamanını, soluk almadaki ve derinin elektrik iletkenliğindeki değişiklikleri de ölçüyordu. İki fiziksel ölçümÖlçüm, belirli sözcüklere verilen duygusalduygusal tepkilere ek kanıtlar sağlıyordu. Jung, belirli bir sözcüğe verilen tepki süresitepki süresi uzun olduğunda; soluk almada düzensizlik ve deri iletkenliğinde değişiklik saptandığında, bilinçdışında bu uyarıcıuyarıcı sözcükle ya da bu sözcüğün karşılığı ile birleşen duygusalduygusal bir sorunsorun olduğu sonucuna varmıştı. Sözcük çağrışımısözcük çağrışımı testini Jung, bir yalanyalan bulucusu biçiminde de kullandı ve iki kez, hırsızlıkhırsızlık yapan kişiye de tanıtanı koydu. Bu bulucuyu ilkin Jung’un kullanmadığı; Jung’un bunu uygulayışından birkaç hafta önce benzer bulguları, Gestalt psikologlarından Max WertheimerMax Wertheimer’in yayımladığı, yıllar sonra anlaşıldı. Bkz. analitik psikoterapipsikoterapi; işlevsel tipler, JUNG, Carl GustavJUNG, Carl Gustav. 2. Ruhsalruhsal yaşantıların temel görevlerini bulmanın, bunları önemlerine göre sıralamanın, kendilerini oluşturan parçalara ayırmanın, bunların birbiriyle ve psikolojipsikoloji alanıyla ilişkilerini bulmaya çalışmanın, insan davranışını düzenli bir biçimde inceleyen yaklaşımların ortak adı.

Yorumlar


Henüz yorum yapılmadı. İlk sen ol