bilişsel alan kuramı


Eğitim ve Psikoloji Sözlüğü
(ve buna bağlı olarak geliştirilen buluşbuluş yoluyla (kavrayarak) öğrenmeöğrenme yaklaşımı (discovery approachapproach)) Okulda ruhruh sağlığını koruması ve etkin öğrenmelere olanak sağlaması nedeniyle üzerinde durulması gereken önemli bir kuramKuram. Bu kuramın kökleri, Gestalt psikolojisine dek uzanıyor. Gestaltçılara göre öğrenmeöğrenme, bütünü kendiliğinden kurulan uyarıcıuyarıcı-tepkitepki bağlarıyla değil; “uyarıcıları, insan zihninin örüntüleyici gücüyle algılayarak o bütüne tepkitepki yapma” biçiminde gerçekleşiyor. Bu da “düşüncedüşünce örüntülerinin yeniden düzenlenmesi” demektir. Yapılan deneylerden çıkan sonuçlara göre bireybirey, karşılaştığı yeni sorunları çözerken, eski yaşantılarının içinden o sorunun çözümünü sağlayan yeni ilişkileri sezebiliyor. Bu sonuç, öğrenmede sezginin (insightinsight’in) önemini ortaya koyuyor. Bu süreçte, çevreçevre düzenlemesinin kolaylaştırıcı bir rolü de bulunuyor. Daha sonra ise Tolman, yaptığı öğrenmeöğrenme deneyleriyle zihnin gizil öğrenmeler de gerçekleştirebildiğini; ödülün bunları gözlemlenebilir davranışdavranış durumuna getirdiğini kanıtladı. Gestalt psikolojisiGestalt psikolojisi, bir süre sonra, K. Lewin’in de katkılarıyla bilişsel alanalanbilişsel alanalan kuramına dönüştürüldü. Lewin’e göre davranışdavranış, kişinin yaşamyaşam alanının bir işlevidir. Kişinin yaşam alanıyaşam alanı, “aynı anda, aynı yerde bulunan birbirine dayalı olgular bütünü”dür. Buna göre bir kişinin yaşam alanıyaşam alanı, onun tüm gereksinimlerini giderdiği ve gereksinimleriyle ilgili olarak algıladığı toplumsal-ruhsalruhsal çevredir. Kişinin yaşam alanıyaşam alanı değiştikçe, davranışları da değişiyor. Öyleyse eğitimin temel görevieğitimin temel görevi, okulda bireyin gereksinimleriyle ve onun yaşamyaşam alanıyla ilgili gerçeğe uygun tasarımlar geliştirmektir. Sözsöz konusu yaklaşımlarıyla bu kuramcılar, Piaget’nin bu konudaki görüşünü destekliyorlar. Piaget’ye görePiaget’ye göre bireybirey, yeni durumları, eski yaşantılarının etkisiyle algılıyor; ancak, algılanan yeni durumların eski yaşantılara benzemeyen yanları, bireyin, eski yaşantılarının örüntüsünü değiştirerek, benzer yeni durumlara daha iyi uyumuyum sağlamasına yardım ediyor. Bilişsel gelişimi, bu iki süreçsüreç gerçekleştiriyor. Bu süreçler, düşüncedüşünce örüntüsünü yeniden düzenleyebilmek için öğrenimöğrenim yaşantılarında yapısal dokuya ve sezgisel düşünceye verilen önemi yeniden gündeme getirerek eğitime temel bir katkı sağlamıştır. Bütün bu görüşlerin eğitimeğitim öğretime nasıl uygulandığını açıklayan bir öğretimöğretim kuramını da Bruner geliştirmiştir. Ona göre buluşbuluş yoluyla (kavrayarak) öğrenmeyi sağlayan temel güdü, doğuşta var olan merakmerak duygusudur. Öğrenciöğrenci, her öğrenmeöğrenme konusu için belli bir belirsizlikBelirsizlik durumu ile karşı karşıya gelmelidir. Merakmerak duygusunun sürekli olabilmesi için belirsizlikBelirsizlik durumu, ne çok kolay çözüme ulaştırılabilir bir özellik taşımalı ne de çok zor ve umutUmut kırıcı olmalıdır. Merakmerak duygusunun belli bir güçlük düzeyine bağlı olarak karşılık bulması, öğrencinin yeterlikyeterlik kazanma gereksinimini de gideriyor. Onun için öğretmenin düzenlediği etkinlikler, öğrencileri adım adım sonuca yaklaştırıcı bir niteliknitelik taşımalıdır. Bu süreçte öğrenciler, zamanzaman zamanzaman güçlükle karşılaşmalı ve vardıkları sonuçtan kuşkulanabilmelidirler. Bu noktada öğretmenöğretmen, belirsizliği kavramaya dayalı tutumu, inancı ve öğrencilerine sağlayacağı destekle onların umutsuzluğa düşmesini önlemelidir. Öğretmenöğretmen ayrıca, buluşbuluş yoluyla öğrenmeöğrenme merakını sürdüren, anlamayı sağlayan, değişik seçenekli yeni yolları denemeye özendiriciözendirici yaşantıları kazandıran bir kılavuz konumunda olmalıdır. Öğrenmeöğrenme, amacına ulaştığında öğrenciye pekiştiriciler verilmelidir. Ancak, bundan da önemlisi, öğrencinin öğrenmeöğrenme ile merakmerak, yeterlikyeterlik ve işbirliğiişbirliği gibi güdülerini doyurmasını sağlamak; öğrenciyi kendi kendini denetlemeyi ve yönetmeyi beceren bir kişi durumuna getirmektir. Yine Bruner’in öğretimöğretim kuramına göre, buluşbuluş yoluyla öğrenmeyi sağlayabilmenin en önemli koşulu, öğretilecek konunun temel kavramKavram ve ilkelere dayanan bir bütünlük oluşturacak biçimde yapılandırılmasıdır. Bu yapılandırmada çocuğun yaşına uygun bir düşüncedüşünce biçimine yer verilmelidir. İlköğretimin ilk yıllarında öğrenmeöğrenme, sözelsözel olmaktan çok, somutSomut varlıklar aracılığıyla sürdürülmeli; yaş ve sınıfsınıf ilerledikçe yavaş yavaş, somuttan soyuta (sözelsözel iletişime) geçilmelidir. İşe, konu alanının (dersin) temel kavramKavram ve ilkelerinin öğrenilmesi; soru-yanıt tekniği kullanılarak, bu temel kavramKavram ve ilkelerle ilgili diğer sözelsözel ve somutSomut bağlantıların anımsanması ile başlanmalıdır. Buluşbuluş yoluyla öğrenmeöğrenme ve yaratıcıyaratıcı öğrenmenin, böyle bir hazırlıkhazırlık döneminden geçmesi gereklidir. Bu süreci, bir kuluçka dönemi izliyor. Kuluçka döneminde, konuya ilişkin uygun bilgiler örüntüleniyor. Bu sırada türlü belirsizlikler yaşanıyor ve bir bilinçli-bilinçsiz çözüm planı oluşturuluyor. Sonra, sorunun çözümü için bir açıklık, bir esinesin geliyor. Son aşamada ise geçici çözüme ulaşmış görünen sorunun, gerçekten çözülüp çözülemeyeceği, görgülgörgül kanıtlarla denetleniyor. Bu etkinlikler sırasında sınıfsınıf ortamının rahatlığı; öğretmenin bu yönteme güveni, bu yöntemle sorunları çözmede öğrencisine taklittaklit edebileceği bir örnek göstermesi önemlidir. Sorun çözmesorun çözme yöntemi, öğrenciye gerektiğinde bir yöntemyöntem bilgisi olarak kazandırılmalıdır. Öğretmenöğretmen, bütün bunları gerçekleştirirken, bireysel ayrılıkları sürekli göz önünde tutmalıdır. Bilişsel alanalanbilişsel alanalan kuramını sınıfında uygulamak isteyen öğretmenin yapması gerekenler şunlardır: (1) Sınıfta yanlış yapma korkusundan uzak, rahat bir toplumsal-ruhsalruhsal ortamortam yaratarak işe başlamalıdır. (2) Uygun sorular ve çarpıcı örneklerle düşünmeyi geliştirici tartışmalardüşünmeyi geliştirici tartışmalar yapılandırmalıdır. (3) Konudan uzaklaşan tartışmaları, yeniden asıl konuya çekmeli ve tartışmaları, yeni ilişkilerin kavranması yönünde geliştirmelidir. (4) Ne öğretileceğinden (konudan) çok, nasıl öğretileceğine ve nasıl öğrenileceğine (yöntemyöntem ve tekniklere, konuya karşı olumlu tutumtutumolumlu tutumtutum geliştirmeye) önem vermelidir. (5) Sezgisel öğrenmenin zeki, özgüvenli ve güdüleri güçlü öğrenciler için daha verimli olduğu; bu çocukları, açık seçik bir bütünselliği olmayan konuların öğrenilmesinde, ötekilere göre daha verimli sonuçlara götürdüğü gözden uzak tutulmamalıdır. Son özellik, programlanmış öğretimden ya da pekiştirmeyle öğrenmeden yana olanların, buluşbuluş yoluyla öğrenmeyi eleştirmelerine yol açmıştır. Bu noktanın da ruh sağlığıruh sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gerekiyor. Toplumsal-ekonomik yönden avantajsız, disiplindisiplin sorunu olan, yavaş öğrenen ve özgüvensiz öğrenciler üzerinde, programlanmış öğretimin daha etkili olduğu anlaşılmıştır. Zeki ve özgüveni yüksek öğrenciler ise, adım adım yapılandırılan öğretimöğretim çalışmalarından, fazlaca bir yarar sağlayamıyorlar. Hiçbir yaklaşımyaklaşım, her öğrenciöğrenci için aynı sonucu vermediğine göre, öğretmene düşen, kimin hangi çalışmaçalışma yöntemiyle daha verimli sonuçlar aldığını saptamak ve bunların sınıfsınıf koşullarında öğrencilerce nasıl kullanılabileceğini planlamaktır. Öğrencilerin bilişsel gelişimleri, ancak böyle bir tutumla sağlanabiliyor; ruhruh sağlıkları, ancak bu yolla korunabiliyor. Bkz. okulda öğrencinin kişilik gelişimikişilik gelişimi; öğrenme.

Yorumlar


Henüz yorum yapılmadı. İlk sen ol