birey odaklı yaklaşım


Eğitim ve Psikoloji Sözlüğü
Carl Ramson Rogers’ın geliştirdiği kişilikkişilik kuramı; birey merkezli yaklaşımyaklaşımbirey merkezli yaklaşımyaklaşım. Rogers, değişik bir ruhsalruhsal tedavitedavi yaklaşımı geliştirmiş ve bu yaklaşımyaklaşım çerçevesinde de kişilikkişilik kuramını oluşturmuştur. Ruhsalruhsal tedavitedavi süreciyle hedeflediği değişimin sorumluluğunu danışmana değil; danışana vermiştir. Çünkü o, insanın kendi düşüncedüşünce ve davranışlarını olumlu yönde değiştirebileceğine; kendi yaşamına yalnızca kendisinin yön verebileceğine inanıyor. Kendisine ün kazandıran tedavitedavi yaklaşımını bu nedenle danışandanışan odaklı terapi olarak adlandırmıştır. Ancak, onun düşünceleri anne babalık, eğitimeğitim, dünya barışı, ırklar arası ilişkiler gibi klinikKlinik konusu olmayan alanları da içerdiği için bu ad yerine kişilikkişilik kuramının, onları da kapsayan “birey odaklı yaklaşımyaklaşımbirey odaklı yaklaşımyaklaşım” olarak adlandırılması yeğlenmiştir. Rogers, çocuklukçocukluk yaşantılarının yetişkinyetişkin kişiliğini oluşturmadaki önemli rolünü kabul etmekle birlikte, özellikle şu andaki gereksinimlerimiz ve gerçekleştirmek istediğimiz amaçlara ilişkin çabalarımız üzerinde durmuştur. Bireyin gidermeye ya da azaltmaya çalıştığı gerilimGerilim ve gereksinimlerin, geçmiştekiler değil; şu andakiler olduğunu belirtmiştir. Rogers’a göre insanı güdüleyen tek olumlu güç, doğuştan getirdiği ve organizmanın kendi kapasitesi yönünde gelişimini, zenginleşmesini ve üretmesini sağlayan etkin süreçsüreç, gerçekleştirme eğilimidir. Kişi, yalnızca belli koşullar sağlandığında, temelde olumlu olarak kendini yönetmekendini yönetme, düzenleme ve denetleme gizilgücünü ortaya koyuyor. İnsanın yıkıcı ve acımasız davranmaya yönelik kapasitesi bulunmakla birlikte, bunları içsel güçlerden çok dışsal güçler yönlendiriyor ve tüm ruhsalruhsal sorunlar, gerçekleştirme eğiliminin engellenmesinden kaynaklanıyor. Her insan, özellikle anne babaları gibi yaşamalarında önemli bir yeri olan kişilerden olumlu saygısaygı, kabul görmeGörme ve onlarla sıcak bir ilişki kurmakurma gereksinimi duyuyor. Olumlu saygısaygı gereksinimi, yaşamyaşam boyu sürüyor. Kişi, başkaları ile ilişkilerinden bağımsızlaşarak öğrenilmiş ikincilikincil bir özsaygıözsaygı gereksinimi de duyabiliyor. Ancak bu özsaygıözsaygı yolundaki çabalar, kendini gerçekleştirmenin önündeki en büyük engeldir. Rogers’a göre her birimiz, başkalarınca tam olarak anlaşılamayan özelözel ve her anan değişen içsel deneyimlerimizin odağında yaşıyoruz. O nedenle insan, yalnızca kendi sahip olduğu algılamaalgılama ve duygular noktasından incelendiğinde anlaşılabiliyor. Çünkü o, gerçekgerçek dünyayı değil; yalnızca algıladığı dünyayı biliyor. Çevresindeki uyarıcıları nasıl algılıyorsa onlara öyle tepkitepki gösteriyor. Onun gerçeğini bu deneyimleri oluşturuyor. Bu anlamda görüngüsel (fenomenal) alanalan, kişinin farkında olduğu, kendine özgü çevresi olduğundan, onun davranışları, kendi görüngüsel alanınca belirleniyor. Kalabalık bir caddede ilerleyen bir kişi, karşı karşıya olduğu uyarıcıların tümüne dikkatdikkat edemediği için, onların birçoğunu göz ardı ediyor. Çocukçocuk sahibi olmayı istememiş bir anne, çocuklarına karşı öfkenin ya da çarpıttığı kızgınlığının farkında olmadan, onlara karşı aşırıaşırı ilgili bir tutumtutum sergileyebiliyor. Anne, yadsısa da, hiçbir zamanzaman bilincinde olmasa da o öfkeÖfke ve kızgınlıkkızgınlık, onun deneyimlerinin bir parçası olmayı ve bilinçli davranışlarını etkilemeyi sürdürüyor. İnsan, kendi hakkındaki düşünceleriyle uyuşmayan deneyimlerini yeniden biçimlendirip var olan benlikBenlik kavramının içinde özümsenebilir duruma getiriyor. Örneğin, düşük akademikakademik benlikBenlik kavramına sahip olan bir öğrenciöğrenci, öğretmeninden, ödevine ilişkin olumlu bir geribildirimgeribildirim aldığında, bunu öğretmenin ödevini iyi okumadığı biçiminde yorumluyor. Deneyimlerinin bir bölümünü de kendisine ilişkin düşünceleriyle tutarlı bulduğu ve onları pekiştirdiği için doğru algılıyor. Örneğin, kendini çekici bulan bir öğrenciöğrenci, bir arkadaşının kendisine bu yönde bir iltifat ettiğinde, arkadaşının söylediklerini net bir biçimde duyuyor, doğru olarak simgeleştirip benlikBenlik kavramına yerleştiriyor. Rogers’a göre insan, neyin gerçekleştirme eğilimine yönelik olduğunu, neyin olmadığını öğrenmeye gereksinimi yoktur. Organizmamıza değerdeğer verme süreci, deneyimlerimize, gerçekleştirme eğilimimizi doyurma yeteneklerimiz açısından bir değerdeğer biçme sürecidir. Deneyimleri değerlendirmedeğerlendirme süreci, daha çok organizmaya dönük bir süreçtir. Onun için deneyimin bilinçdışıbilinçdışı yönleri, bilinçli düşüncedüşünce ve planlarımıza paha biçilmez bir katkı sağlıyor. İşte bizim için neyin iyi, neyin kötüKötü olduğunu bildiğimiz yer, kişiliğimizin bu en derin noktasıdır. Bu nedenle organizmamızla ilgili değerlerimizi en iyi, anne babamız ya da psikoterapistler değil; kendimiz saptayabiliyor; kendi gizilgüçlerimizi en iyi biçimde gerçekleştirebileceğimizi kendimiz anlayabiliyoruz. Sürekli akış durumunda olan öznelÖznel deneyimin uç kısmındaki bir parçayı temsiltemsil eden benlikBenlik kavramı, tümüyle bilinçlidir. Gerçekleştirme eğilimi ile yönlendirilen bebek, gelişimgelişim gösterdikçe deneyimdeneyim alanını genişletiyor ve kendisini ayrı ve farklı bir varlık olarak algılamaya başlıyor. Deneyimlerinin bir kısmı benben ya da benim biçiminde farklılaşıp kişiselleştikçe bebek, belirsiz bir benlikBenlik kavramı geliştiriyor. Gerçekleştirme eğilimi için gerekli olan yemeğe değerdeğer verdiğinde, açlığın değerini düşürmüş oluyor. Aynı biçimde uykuya, temiz havaya, bedenselBedensel dokunuşa, sağlığa değerdeğer veriyor. Bebek, temel bir benlikBenlik yapısı oluşturmaya başladığında kendini gerçekleştirmekendini gerçekleştirme eğilimleri de gelişmeye başlıyor. Bu durumda kimi gerçekleştirme eğilimleri, benlikBenlik kavramının istemlerini doyuruyor. Gerçekleştirme eğilimi, bilinçli ve bilinçsiz, fizyolojik ve bilişsel, kişinin bütününü temsiltemsil ediyor. Kendini gerçekleştirmekendini gerçekleştirme ise bireyin bilinçli algılayışla kendini geliştirme eğilimidir. BenlikBenlik kavramı, kişinin varlığının ve deneyimlerinin bilinçli olarak algılanan tüm yönlerini içeriyor. BenlikBenlik kavramı, organizmaya ilişkin benlikten farklıdır. Kişi, organizmaya ilişkin benliğinin kimi bölümlerine sahip olduğunun farkında olmayabiliyor. Kişinin organizması ve kendini algılayışı arasında bir uyumuyum bulunduğu zamanzaman, gerçekleştirme ve kendini gerçekleştirmekendini gerçekleştirme eğilimleri nerdeyse özdeşözdeş olacağı için bir sorunsorun doğmuyor. Ancak kişinin organizmasıyla ilgili deneyimleri, kendine ilişkin algısıyla uyumlu olmadığında, gerçekleştirme ve kendini gerçekleştirmekendini gerçekleştirme eğilimleri arasında bir tutarsızlık ortaya çıkıyor. Örneğin, organizmaya ilişkin deneyimi eşine yönelik öfkeÖfke olan bir kişinin benlikBenlik kavramı, eşe öfkeÖfke duymanın doğru olmadığını belirtiyorsa bu kişinin gerçekleştirme ve kendini gerçekleştirmekendini gerçekleştirme eğilimleri tutarsızlık gösterecek ve kişi, çatışmaçatışma ve içsel gerilimGerilim yaşayacaktır. Rogers’a göre benliğin, benlikBenlik kavramı ve idealideal benlikBenlik olarak iki alt sistemi bulunuyor. Bireybirey, oluşturduğu benlikBenlik kavramına uymayan deneyimlerini ya yadsıyor ya da çarpıtılmış biçimde kabul ediyor. İdeal benlikBenlik ise kişinin görmek istediği kendisine ilişkin ve daha çok olumlu olan algısıdır. Kişinin benliği ile idealideal benliği arasında çok fazla farkın olması, kişiliğin sağlıksızlığını belirtiyor. Çocuğun yaşamındaki önemli kişilerin, benlikBenlik kavramını desteklemesi; onun istekistek ve beklentilerine kulak vermesi gerekiyor. Anne babadan, çocuklarının benlikBenlik kavramına ve duygularına karşı koşulsuz olumlu saygısaygıkoşulsuz olumlu saygısaygı göstermeleri; eleştirilerini yalnızca istenmeyen belirli davranışlarla sınırlı tutmaları bekleniyor. Örneğin, kardeşine karşı düşmanca bir tutumtutum sergilediğini ve ona vurmak istediğini gördüğü çocuğuna anne, onun çok öfkelendiğini anladığını; ancak kardeşine vurmasına izin vermeyeceğini; çünkü o zamanzaman kardeşinin canının acıyacağını ve üzüleceğini belirtmelidir. Bu durumda öfkelenen çocukçocuk suçlanmadığı için onun olumlu benlik saygısıbenlik saygısı tehdit edilmemiş oluyor. Böyle bir durumda anne, çocuğuna kötüKötü çocukçocuk olduğunu ve bu nedenle kendisini sevmeyeceğini söylediğinde çocukçocuk, kendi yaşantısından (organizmasına ilişkin değerdeğer verme sürecinden) yola çıkarak, küçük kardeşine vurmanın hoş olmayan bir değerdeğer olduğunu kabul etmeyebiliyor. Bu durumda çocukçocuk, yaşantısını “Benben bundan hoşlansam da annem hoşlanmıyor.” biçiminde doğru olarak simgeleştirebiliyor. Kişinin kendi organizmasına ilişkin değerdeğer verme sürecinden daha çok başkalarının görüşlerine dayanan değerler, değerdeğer verme koşulları diye adlandırılıyor. Birçok anne baba, çocukları kendilerinden beklenenleri yaptıkları zamanzaman onları seviyor; yapmadıklarında ise sevgilerini geri çekiyorlar. Oysa çocuğun sağlıklı kişilik gelişimikişilik gelişimi için koşulsuz olumlu saygıya gereksinimi vardır. Anne baba çocuklarına sevgiyi yalnızca uygun davranışlar karşılığında verdikleri zamanzaman çocukçocuk, benliğini bir bütün olarak geliştiremediği için, kendisini yalnızca belirli koşullar altında değerli duyumsuyor. Sonuçta bir bölümünün reddedileceği korkusuyla benliğinin hiçbir yönünü açığa vuramıyor. Koşullu olumlu saygısaygıkoşullu olumlu saygısaygı sonucunda çocuklar, kendi gerçekgerçek duyguduygu ve isteklerinden vazgeçerek, anne babalarının uygun gördüğü biçimde duyumsamayı ve davranmayı öğreniyorlar. Böylece kendi hatalarını ya da zayıf yanlarını yadsıyor ve kendilerine ilişkin farkındalıklarını azaltmış oluyorlar. Bunlar, ileriki yaşlarında da önem verdikleri kişilerin onayını; dolayısıyla sevgisevgi ve desteğini kazandıracak davranışları ve özellikleri, benlikBenlik kavramlarıyla bütünleştirmeyi, sürdürüyorlar. Buna birçok toplumsal kurumKurum ve grupgrup da girmeye başlıyor. Bu kişilerin birçoğu, dışsal standartların, kendilerine ait olduklarına inanmaya başlıyorlar. İnsanlar, sahip oldukları ve ortaya çıktığında, önem verdikleri kişilerin onaylamayacakları, dahası reddedecekleri duyguduygu, düşüncedüşünce ve isteklerini çarpıtarak bilinçlerinden uzaklaştırma yolunu seçiyorlar. Bunun sonucunda kendi gerçekgerçek duyguduygu ve özellikleriyle bağlarını koparıyorlar. İşte Rogers, koşulsuz olumlu saygıya, başkalarınca kabul edilmeyeceğini bildiğimiz halde kendi hatalarımızı ya da zayıflıklarımızı kabul edebilmemiz için gereksinimgereksinim duyduğumuzu belirtiyor. Koşulsuz olumlu saygısaygıkoşulsuz olumlu saygısaygı gören çocukçocuk, ne yaparsa yapsın, kabul göreceğini ve sevileceğini bildiği için olumsuz ya da eksik yönlerini yadsımayadsıma gereğini duymuyor. O nedenle anne babalar, çocuklarının duyguduygu, düşüncedüşünce ve davranışlarını onaylamasalar da onları her zamanzaman seveceklerini ve kabul edeceklerini çocuklarına duyumsatmalıdırlar. BenlikBenlik kavramımızla çelişen organizmamıza ilişkin deneyimlerimiz, bizde kaygıkaygı yarattığında ya yadsımayadsıma ya da çarpıtma yolunu seçiyoruz. Örneğin, küçük kız, bir kez daha öfkelenip kardeşine vurmak istediğinde, bir sorunsorun yaşıyor. Gerçekgerçek (organizmasına ilişkin) deneyimi, kardeşine vurmanın keyif verici olduğu biçimindeyken, benlikBenlik kavramını ve olumlu saygısını koruyabilmek için, ona vurmanın hoş olmadığına inanması gerekiyor. Bu tehdit edici tutarsızlığa karşı kendisini savunmak için kardeşine karşı sevgiden başka bir şey duyumsamadığını düşünmeye ve onu incitmemeyi düşlemeye başlayabiliyor. Kendimizin sevimli bir insan olduğumuza inanırken bu algımızla çelişen bir deneyimdeneyim yaşayabiliyoruz. Örneğin, bir gün bir tanıdığın, bizim sevimsiz biri olduğumuzu söylediğini duyuyoruz. Eğer bu deneyimdeneyim bize çok tehdit edici gelmiyorsa bilinç düzeyinde kalıyor. BenlikBenlik kavramımızı önemli ölçüde tehdit ediyorsa yoğun bir kaygıkaygı yaşıyoruz ve onunla baş etmemiz güçleşiyor. O zamanzaman bu deneyimi bilinçaltında tutmaya çalışıyoruz. Bu süreci Rogers bilinçaltıbilinçaltı algıalgı olarak adlandırmıştır. Bu durumda, yaşadığımız kaygıyla baş etmek için savunmasavunma mekanizmalarına; en çok da çarpıtma mekanizmasına başvuruyoruz. Örneğin, bizi sevimsiz bulan kişinin bunu bir anlıkanlık öfkeyle söylediğini düşünerek, benlikBenlik kavramımızla uyumlu duruma getirip kaygıya yol açmasını önlemeye çalışıyoruz. Kullandığımız ikinci bir mekanizmamekanizma da yadsımadır. Bunu kullandığımızda ise sözsöz konusu kaygıyla baş edebilmek için, arkadaşımızın bunları söylerken şaka yaptığını ya da başka birini kastettiğini düşünerek kaygıkaygı yaratan deneyimi yadsıyoruz. Kişide kaygıya yol açan deneyimlerin her zamanzaman olumsuz olması gerekmiyor. Önemli olan, bu deneyimin kişinin benlikBenlik kavramıyla çelişmesidir. Örneğin, kötüKötü bir öğrenciöğrenci olduğunu düşünen bir genç, aldığı iyi notu şansa ya da hocasının dikkatsizliğine bağlıyor. BenlikBenlik kavramımıza uymayan duyguduygu, düşüncedüşünce, istekistek ya da davranışdavranış gibi kişisel deneyimlerimiz de kaygıkaygı yaşamamıza yol açıyor. Bir arkadaşımızı kandırabiliyor, birinin kalbini kırıyor, çıkarımız için yalanyalan söyleyebiliyoruz. Bu durumlarda da o iki mekanizmadan biriyle kaygımızı azaltmaya çalışıyoruz. Ne ki bu mekanizmalar kaygımızı azaltıyor; ama bizim dolu dolu yaşamamızı da engelliyor. BenlikBenlik kavramı ile gerçeklikgerçeklik arasındaki fark çoğalınca savunmasavunma süreçleri yetersiz kalıyor ve biz, düzensizlik durumunu yaşıyoruz; davranışlarımız tuhaflaşıyor. Rogers’a göre sağlıklı bir kişilikkişilik gelişimini sağlayan, koşulsuz olumlu saygının doğumdan başlatılması; çocuğa deneyimlerini kendince değerlendirmedeğerlendirme fırsatı verilmesi; çocuğun, kendi organizmasına ilişkin değerdeğer verme sürecine göre seçimlerini yapabilmesi gerekiyor. Ancak, anne babanın da saygısaygı hakkı vardır ve çocuklar da bu hakkı ihlal etmemelidirler. Tüm kararları anne babanın verdiği, sayısız kural koyduğu otoriter ailelerde çocukçocuk, güç elde etmek için somurtmak, yalvarmak, anne babayı karşı karşıya getirmek gibi sinsi stratejilere başvuruyor. Oysa bireybirey odaklı ailede, yargılayıcı olmayan duygular paylaşılıyor. Örneğin, anne, “Ev dağınık olduğunda kendimi kötüKötü hissediyorum ve bunu çözmek için senden (sizden) yardım istiyorum.” diyerek hem kendi gereksinimlerini anlatmış hem de bunu çocuklarını yargılamadan, suçlamadan yapmış oluyor. Bu anlatımla anne, dağınıklığı çocukların kabahati olarak göstermiyor; kendi sorunu olduğunu dile getiriyor. Bu durumda çocuklar, evin temizlik ve düzeni için işbirliğine hazır oluyorlar. Bireybirey odaklı aileyi yaratmak zordur; ama doğrusu çabaçaba göstermeye değerdeğer. Çünkü böyle bir aileaile, çocuklarının en az hastalıklı değerdeğer koşullarıyla gelişmelerine ve kendi yollarında kendilerini gerçekleştirmeye doğru özgürce ilerlemelerine fırsat veriyor. Sağlıklı kişilik gelişimikişilik gelişimi için bireyin başkalarıyla olumlu ya da olumsuz ilişkide bulunması, en temel gerekliliktir. Çocukçocuk, anne babasının, bakıcısının kendisi için ilgiilgi ve kabul (saygısaygı) gösterdiğini duyumsadıkça olumlu saygıya değerdeğer vermeye; başkalarınca sevilme, kabul edilme ve beğenilme yönünde bir gereksinimgereksinim geliştirmeye başlıyor. Rogers’ın olumlu saygısaygı dediği, bu gereksinimdir. Çocukçocuk, özellikle yaşamında önemli bir yere sahip olan kişilerin kendisine değerdeğer verdiğini algıladığında, olumlu saygısaygı gereksinimini bir ölçüde doyurmuş oluyor. Olumlu saygısaygı, kişinin kendisini değerli bir varlık olarak görmesi demek olan özsaygının önön koşuludur. Özsaygıözsaygı, oluştuktan sonra sevilme gereksiniminden bağımsızlaşmaya başlıyor ve kişi, kendi yaşamında kendisi için önemli bir varlık haline geliyor. Hemen herkes, anne babasından, kendisini yetiştirenlerden sevgisevgi ve sevecenliksevecenlik görüyor; ancak birçok anne baba, sevgisevgi ve sevecenliğini, isteklerini yerine getirmek koşuluyla gösteriyor. O zamanzaman çocukçocuk, yalnızca kendisinden beklenenleri yaptığı sürece sevilmeye değerdeğer olduğunu düşünmeye başlıyor. Sonuçta çocuğun benliği bir bütün olarak gelişmiyor. Reddedileceği korkusuyla çocukçocuk, benliğinin tüm yönlerini açığa vuramıyor ve aksak bir kişilikkişilik ortaya çıkıyor. Koşulsuz sevgisevgikoşulsuz sevgisevgi ve ilgiilgi gören çocukçocuk, değerdeğer koşulları geliştirmiyor; benliğinin hiçbir parçasını baskı altına almıyor ve kendini gerçekleştirmeyi başararak ruhsalruhsal sağlığın en üst düzeyine çıkıyor. Rogers, ruhruh sağlıklı insanı “gizilgücünü tam kullanan kişi” olarak tanımlamış ve kendini tam olarak ortaya koyan kişinin özelliklerini de şöyle belirtmiştir: Gizilgücünü tam olarak kullanan kişinin belirleyici özelliği, değerdeğer koşullarına sahip olmamasıdır. Bu kişiyi, büyük ölçüde kendi organizmasına ilişkin değerdeğer verme süreci yönlendiriyor ve bu kişi kendini bütünüyle kabul ediyor (koşulsuz olumlu özsaygıözsaygı geliştirmiş bulunuyor). Çünkü onun öbür insanların içselleştirilmiş standartlarını karşılamaya gereksinimi yoktur. O, tutarsızlık yaşamadığı için savunmasavunma gereksinimi duymuyor. Kalıp davranışlar sergileme yerine yaşamın her anını değerlendirmeye çalışıyor. Başkalarının –meli –malıları yerine kendi organizmasının değerdeğer verme süreçlerine kulak veriyor. İşe yaramayan seçimlerini gözden geçirip onları değiştirme isteği gösteriyor. Çünkü hatalarını açık ve doğru olarak algılıyor. Gerçekleştirme ve kendini gerçekleştirmekendini gerçekleştirme eğilimleri, gizilgüçlerinin ortaya çıkarılması için uyumuyum içinde işliyor. İkinci bir özelliği, kendisi ve içinden geldiği gibi davranma eğilimidir. Ressam El Greco, yazar Ernest Hemingway ve ünlü fizikçi Albert Einstein bunun örnekleridir. Bu kişiler, kendi, içsel deneyimlerine güvenmiş ve tam olarak kendileri olmak için zor olan yolu seçmişlerdir. İyi ressam gibi, iyi yazar gibi, iyi fizikçi gibi değil; kendileri gibi davranmışlardır. Her insan, kendi içsel değerlerine göre yaşama ve kendini benzersiz ve doyurucu yollarla anlatmaanlatma gizilgücüne sahiptir. Gizilgüçlerini tam olarak kullanan bireyler, uyumlu olmakla birlikte toplumca belirlenmiş rollere uymak konusunda öbür insanlardan daha az isteklilik gösteriyorlar. Çevresindekiler onaylamayacak diye istediklerini yapmaktan vazgeçmiyorlar. Meslekmeslek seçimini, yaşamyaşam biçimlerini kendi istekistek, ilgiilgi, gereksinimgereksinim ve değerlerine göre yapıyorlar. Gizilgücünü tam kullanan kişi, kendini beğenilmeye, hoşlanılmaya değerdeğer buluyor. Olumlu saygısaygı gereksinimini insanlarla başarılı ilişkiler kurarak karşılıyor. Böylece başkalarına da koşulsuz olumlu saygısaygıkoşulsuz olumlu saygısaygı gösteriyor. Bu kişi her dakika özgürce, yaratıcıyaratıcı bir biçimde ve tam olarak yaşıyor. Olumlu duyguları gibi olumsuz duygularını da yoğun yaşayarak daha zengin ve daha doyurucu deneyimler kazanıyor. Mutluluğu, zamanla değişen bir yolculuk gibi görüyor. İyi bir yaşamyaşam, bir süreçsüreç, bir yöndür; bir durumdurum, bir hedefhedef değil. Buna göre gizilgücünü tam kullanan bireybirey, kendini gerçekleştirmekte olan kişidir. Benliğinin gelişimi de bir ilerleme ve süreklilikSüreklilik gösterir. Rogers’ın kuramı da Adler’inki gibi basit düşünceleri, özgür istençistenç vurgusu ve aşırıaşırı iyimser yaklaşımı nedeniyle eleştirilmiştir. Bununla birlikte bu kuramKuram, çağdaşçağdaş psikolojiye önemli katkı sağlamıştır. Sağlıklı gizilgüçlere vurgusu ile psikanalizpsikanaliz ve davranışçılıkdavranışçılık karşısında üçüncü güç olarak nitelendirilmiştir. Rogers kuramının öbür güçlü yanları da iç tutarlılığı ile, işe vuruk olarak tanımlanan kavramlarıyla oldukça yalın ve açık bir anlatıma sahip olmasıdır. Bir başka olumlu yanı ise çocuğun sağlıklı bir kişilikkişilik geliştirmesi için anne babanın neler yapmaları gerektiği konusunda, psikanalize ve davranışçılığa seçenekseçenek oluşturacak öneriler sunmasıdır. Ancak, Rogers’ın görüşünün sınırlı durumlar için geçerli olduğu; önemli ruhsalruhsal sorunlara yararı olmayacağı yönünde bir eleştirieleştiri de vardır. Bu yaklaşımyaklaşım, insan doğasına seçenekseçenek bir bakış açısı getirmiş olsa da yaygın olan davranışçı ve psikanalitikPsikanalitik yaklaşımların yerine geçmeyi başaramamıştır. Bkz. benlik kuramı; büyüme ilkesi; danışan odaklı terapi; ROGERS, Carl Ramson.

Yorumlar


Henüz yorum yapılmadı. İlk sen ol